|
||||||||
|
|
|
|||||||
|
|
||||||||
|
|
|||||||
|
|
|
Kaynak:
Büyük Dini Hikayeler, İ.Sıddık İmamoğlu,
Osmanlı Yayınevi Kim Yahudi?
Kûfe'de bir adam, kendisinin Müslüman olduğunu söylemekle
beraber Hazreti Osman'ın (r.a.) yahûdi olduğunu
iddia eder dururmuş. Etrafındaki ilim adamları her ne kadar adamı iknaya çalışıyorlarsa da, bir türlü ikna edemezlermiş. Bu
meseleyi İmam-ı Âzam Hazretlerine arzedip adamı
susturmasını rica etmişler. İmam-ı
A'zam Hazretleri bir akşam adamın evine misafir
olmuş. Hoş-beşten sonra ev sahibi zamanın en büyük aliminin evine gelmesinde
bir sebep olduğunu tahmin ederek, isteğinin ne olduğunu sormuş. İmam-ı
A'zam Hazretleri: —
Senin güzel ve dindar bir kızın varmış, ona düğüncü geldim, deyince adam
hayret etmiş ve: —
Ya İmam! Sizi buraya kadar gönderen o adam, nasıl
bir kimsedir? diye sormuş. Hazreti
İmam, başlamış damat adayının meziyetlerini saymaya: —
Dindar, Allah'tan son derece korkar, hayadan melekler bile ona yetişemez,
âlim, hafız... diye saymaya devam edince. Adam:
—
Yeter!, demiş. Senin bu anlattıklarının yarısı bile benim kızımı vermeme
yeter de artar bile. Meramına
erişen İmam: —
Yalnız, demiş bir kusurunu söylemeyi unuttum. Kızınızı istediğim zat, yahûdidir, demiş. Adam
bunun üzerine hiddetlenmiş tabiii: —
Nasıl olur ya İmam! Benim kızım bir yahûdiye mi lâyıkdır? demiş. Adamdan
bu cevabı alan İmam-ı A'zam Hazrüyük
Dini Yayınlar, Osmanlı Yayınevietleri: —
Niye lâyık olmasın? Sen bir kızını yahûdiye vermek
istemiyorsun da, Yüce Peygamberimiz (s.a.s.) iki kızını da yahûdiye nasıl verdi? demiş. Adam anlamış tabii İmam Hazretlerinin eve niçin
geldiğini... Eline ayağına sarılarak af dilemiş ve bir daha da Hazreti Osman
hakkında söylediği sözleri ağzına almamış. (1) Kaynak:
Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi Yahudilerin İftirası
Musa
(a.s.) kardeşi Harun (a.s.) ile birlikte yolculuk ederken o zamana kadar
görmedikleri bir ağaç görürler. Hemen ardında kapısı ardına kadar açık bir ev
görürler. Seslenirler bir cevap alamazlar.Evin içinde bir kanepe görürler.
Harun (a.s.): Yahudinin İnkarı ve
Altın
İsa Aleyhisselâm bir Yahudi ile yola çıkar. Yanlarına
ekmeklerini de almışlardı. Fakat Hz. İsa'nın iki, Yahûdinin ise üç ekmeği vardı. Yahudi, Hz. İsa'ya göstermeden ekmeğin birini yedi. İsa aleyhisselâm, Yahûdinin üç
ekmeği olduğunu biliyordu. —
Senin üç ekmeğin vardı, biri ne oldu? diye sordu. Yahudi:
«Benim ekmeğim iki idi» diyerek yalan söyledi. Yollarına
devam ediyorlardı. Bir cüzzamlı hastaya
rastladılar, İsa aleyhisselâm asası ile hafifçe bir
vurunca hasta iyileşti. Yahudi bunu gördü, îsa
(a.s.) yine ekmeğinin kaç olduğunu sordu. Yahudi: «İki» diye cevap verdi. Biraz
ileride bîr âmâya rastladılar, İsa aleyhisselâm
teveccüh etti âmânın gözleri açıldı! —
Ekmeğin kaç idi? diye sordu. O yine
iki olduğunu söyledi. Bu minval üzere Isa aleyhisselâm'ın
mu'cizelerini gördüğü halde Yahudi îman etmemekte
ısrar eder ve yollarına devam ederler. Bir
müddet sonra İsa aleyhisselâm bir ağacın gölgesinde
yatıp uyumaya başlar. O muhitin valisinin hasta bir kızı vardı. Ölüleri
dirilten, hastalara şifa veren zatın kendi memleketine geldiğini duyup
aratmaya başlar. Ağacın altında uyumakta olan İsa Ruhullah'ın
yanına varırlar. Yahudi gelenlere ne aradıklarını sorar. Onlar meseleyi
anlatıp hasta çocuğun iyileşmesi için yardımını dilediklerini
söylediklerinde; Yahudi: «O sizin aradığınız benim... Getirin hastayı
iyileştireyim» der. Hastayı
getirdiklerinde deynekle bir vurunca çocuğu
öldürür. Yahûdiyi hemen yaka-paça valinin huzuruna
çıkarırlar. —
Çocuğu öldürdüğü için öldürün bunu!, der vali. Bu
sırada İsa aleyhisselâm uykusundan uyanıp asasının
kaybolduğunu görür ve biraz sonra da meseleyi öğrenir. Kerameti asada sanan yahûdinin asılmak üzere olduğunu görüp: — Bu
benim arkadaşımdır. Bunu serbest bırakırsanız, çocuğunuzu biiznillah
diriltirim, der. Maalmemnuniye kabul ederler. İsa aleyhisselâm ölünün başına varıp: «Kum biiznillah» deyince çocuk ayağa kalkar. Ve hastalıktan da
kurtulur. İsa aleyhisselâm'ın bu mu'cizesini
de gören Yahudi'de hâlâ îman alâmeti yoktur. İsa
(a.s.): «Kaç ekmeğin vardı?» diye sorar ve Yahudi'den gene, «iki» cevabını
alır. Yollarına
devam ederler. Bir müddet gittikten sonra beş parça külçe altına rastlarlar.
Külçe altını o anda taksim etmek mümkün olmadığından İsa aleyhisselâm:
—
Kimin ekmeği üçse o üç parçasını alsın, iki ekmeği olan da iki parça alsın,
der. Bu
zamana kadar ekmeğinin iki olduğunu ısrarla söyleyen Yahudi: —
Benim üç ekmeğim vardı. Birisini senden gizli olarak yedim. Ben üç parça
almam lâzım, der. İsa aleyhisselâm: «beşi de senin olsun» diyerek külçe
altınları ona bırakıp gider. Bir anda milyonların sahibi olan Yahudi
sevincinden ne yapacağını şaşırır ve altınların arasında: «Bu da benim, bu da
benim» diyerek koşmaya başlar. Biraz sonra oraya iki kişi gelir, onlar da
altınlara ortak olmak isteyip; «biz de alacağız» derler. Yahudi bakar ki,
kurtulmanın imkânı yok: «Ben eve gidip, at ve araba getireyim. Siz ben
gelinceye kadar burada bekleyin. Ben altınları kesmek için bir de testere
alır gelirim» der ve gider. Eve
varır, karısına zehirli bir börek yaptırıp atları ve arabayı alarak gelir.
Tabii ki, bu işleri yapıncaya kadar biraz gecikmiştir. Öbürleri ondan
şüphelenirler ve altınların tamamına sahip olmak için Yahûdiyi
öldürürler. Öldürdükten sonra da: «Nasıl olsa altınlar bize kaldı. Şu böreği
yiyelim de ondan sonra gideriz» deyip zehirli böreği yerler. Netice malûm...
Her üçü altınlardan istifade edemez ve dünya hırsıyla geberip giderler.
Gittiği yoldan geri dönen Hazreti İsa, altınların yerinde durduğunu ve üç
kişinin de bu altınlar yüzünden öldüğünü görüp, dünya nimetlerine
meyletmediği için Allah'a şükreder. Yahudinin Selamı Resuli-Ekrem
(.s.a.a)'in eşi Ayşe, Resul-i Ekrem (s.a.a)'ın
huzurunda oturmuştu ki, Yahudi bir adam içeri girdi. Girdiği anda Selam un aleykum yerine - Essamu aleykum' yani 'ölüm
üzerinize olsun'dedi. Uzun sürmedi, başka biri daha
geldi. O da selam yerine - Ölüm
üzerinize olsun' dedi. Bunun tesadüf olmadığı malumdu. Resul-i Ekrem
(s.a.a)'i dille incitmek için yapılan bir plandı. Ayşe çok öfkelendi, ve - Ölüm
sizin üzerinize olsun...' diye bağırdı. Resul-i
Ekrem (s.a.a) buyurdu: - Ey
Ayşe küfür etme, küfür şekillenirse en kötü ve çirkin bir biçimde
mücessem olur. Yumuşaklık ve sabırlı olmak, her neyin üzerine konursa, onu
güzelleştirir, süsler ve her şeyin üzerinden kaldırılırsa güzelliğini
azaltır. Niçin sinirlenip öfkelendin? Ayşe: -
Görmüyor musun ya Resulullah'ın,
bunlar küstahlık ederek, utanmadan selam yerine ne diyorlar? -
Evet, görüyorum onun için bende, 'Aleykum' yani
'sizin üzerinize olsun' diye cevap verdim, bu kadarı kafiydi.' |
![]()
|
|
|
|